Mutlu Prens – Oscar Wilde

Mart 27, 2018

Bir zamanlar yalnızca gülmeyi bilen, ağlamak nedir bilmeyen mutlu bir prensin öyküsüdür. Prens, ağlamaktan o kadar korkuyormuş ki, şatosunun çevresini yüksek duvar ve zırhlarla çevirtmiş. Bu mutlu prens, halkın ne durumda olduğundan habersiz iken, halk da mutlu prensin bu kusursuz hayatına özenirmiş. Fakat bir gün bu mutlu prens, hayata gözlerini yummuş. Halkı, prensi çok sevip saydığı için de tıpkı o yüksek duvarları gibi kocaman bir heykelinin yapılmasını istemişler. Şehrin en yüksek noktasına, herkesin görebileceği bir yere prensin heykeli dikilmiş. Bu dev heykel yakut, altın gibi değerli madenlerden yapılmış.

Şehrin en merkezi noktasında, gözlerindeki yakutlarla her şeyi izleyen prens, halkının üzgün ve sefalet içinde olduğunu işte o zaman anlamış. Onun şatosunda yaşadığı mutlu günlerin gördükleriyle herhangi bir alakasının olmaması onu derinden yaralamış. Bu duruma üzülürken, göç zamanında olan bir kuş heykelin üzerine konmuş. Prens, her şeyi ona anlatmaya başlamış. Uzaklardan gördüğü ve sefalet içinde olan aileler için bir şeyler yapmak istediğini söylemiş ve kırlangıçtan yardım istemiş. Göç etmesi gerekirken prensi çok sevdiğinden kırlangıç, her gün prense yardım etmiş. Prens ise, gözlerindeki ve kılıcındaki yakutları, heykelindeki altınları kırlangıç aracılığıyla zor durumda olan evlere dağıtmış. Bir gün, göç edemeyen kırlangıç prensin ayakları dibinde donarak ölmüş. Prensin heykeli ise bakımsız bulunarak başkanlar tarafından eritilmiş. Heykelden geriye kalan kurşun bir kalp ve bir kırlangıç bedeniymiş. Hikayeye göre, Tanrı dünyadan çok değerli iki şey getirilmesini ister. Melekler ise bu fedakar kuşun donmuş bedenini ve eritilse bile yok olmayan kalbi getirmişler.

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir